“Barış Pınarı Harekâtı”, Suriye krizinin ülkemiz menfaatleri doğrultusunda sona ermesi, sınırımızdaki terör unsurlarının bertaraf edilmesi ve Suriye meselesinin diplomatik boyutunda bazı ülkeler tarafından masa dışına itilmeye çalışılan devletimizin, yeniden aktif bir oyuncu olarak masaya oturması anlamında, hepimizde gerçek bir umudun yeşermesine vesile olmuştur. Harekâtın başlamasıyla birlikte Türkiye aleyhine, yurt dışında yoğun bir karalama kampanyası başlatılmıştır. Ülkemizin masum insanları katlettiği, harekâtın meşru olmadığı gibi konularda yürütülen dezenformasyon, şaşırtıcı boyutlara ulaşmıştır.
Harekâtın hukuki olmadığına dair oluşan kakafoniye karşı ise harekâtın hukuki zemininin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun terörle mücadeleye yönelik 1373, 1624, 2170, 2178, 2249, 2254 sayılı kararları, Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan “Meşru Müdafaa Hakkı” ve 1998 yılında Şam Yönetimi’nin topraklarında Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine izin vermeyeceğini taahhüt eden Adana Mutabakatı’na dayandığını ifade etmek yerinde olacaktır.
Tüm bu bilgiler ışığında Türkiye, başarıyla sürdürdüğü harekâtta, ABD ve Rusya ile yapılan görüşmelerde masada da istediğini almış, adeta bölgedeki büyük oyunu bozmuştur. Ancak binlerce kilometre öteden gelerek bölgenin kaderine şimdiye kadar kan ve göz yaşından başka hiçbir şey bırakamayan Amerika Birleşik Devletleri, Barış Pınarı Harekâtını gerekçe göstererek ülkemize yaptırım uygulanmasını öngören bir yasa tasarısını ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanıyan karar tasarını, geçtiğimiz günlerde Temsilciler Meclisinde kabul etmiştir.
ABD’deki Ermeni lobisi ve Türkiye düşmanı çevreleri memnun etmek amacıyla alınan ve ABD iç politikasına yönelik olan bu kararlar, Barış Pınarı Harekâtı’nın rövanşı olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Bir teröristin general olarak adlandırılması ve meşrulaştırılması, Türkiye’ye yönelik tek taraflı yaptırım tehditleri, Türkiye’nin soykırımla itham edilmesi kabul edilebilir yaklaşımlar değildir. Adı her ne olursa olsun herhangi bir terör örgütüyle mücadelede dünyanın en kararlı ülkesi olan Türkiye’ye yönelik bu yaklaşımların, NATO çatısı altında sürdürülen müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığı açık ve nettir.
Türkiye’ye soykırım lekesi sürmek isteyenlerin kendi karanlık tarihlerine bakmaları yeterli olacaktır. Vietnam, Afganistan, Japonya, Irak ve dünyanın farklı coğrafyalarında hayatını kaybeden insanların kanları, ABD’nin eline bulaşmıştır.
Tarihi ve hukuki hiçbir dayanağı bulunmayan, şanlı tarihimizi karalamayı hedefleyen, gerçeklerden uzak, ABD iç siyasetinin bir malzemesi niteliğinde olan bu kararları tanımıyor ve kınıyoruz.

KTO Karatay Üniversitesi
01 Kasım 2019