Prof. Dr. Mikail Bayram ve Dr. Bekir Biçer'den Karatay Medresesi'nin yapısı ve tarihi ile ilgili çok ilginç tespitleri içeren aşağıdaki makaleyi mutlaka okuyunuz.

KARATAY MEDRESİ'NDEN KARATAY ÜNİVERSİTESİ'NE

Mikail Bayram, Bekir Biçer

1. Giriş

Bu yazıda Anadolu Selçukluları’nın yaptığı büyük hizmetler ve önemli devlet adamlarından Vezir Celaleddin Karatay ile 1251 yılında C. Karatay adına kurulan 1914’e kadar altı yüz atmış üç (663) sene eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam etmiş olan Karatay Medresesi hakkında bilgiler verilmiştir. Medresenin bir vakıf üniversitesi sıfatıyla hizmetleri, müderrisleri, mütevellisi ve yapılanması da anlatılmıştır. Bir Vakıf Üniversitesi olan KTO Karatay Üniversitesi’yle bu misyonu devam ettirerek tarihimizle bağlarımızın yeniden güçlendirilmesi şansı doğduğunun altı çizilmiştir.

2. Anadolu Selçukluları Anadolu’ya büyük hizmetler etti.

Anadolu’nun fatihi Selçuklular yeni fethettikleri ve yurt edindikleri Anadolu coğrafyasını imar ve iskân etmek için yoğun bir çaba sarf ettiler. Selçuklular bütün varlıklarını Anadolu topraklarına adadılar. Yüz elli yıllık bir mücadeleden sonra Diyâr-ı Rûm’u İslâm beldesi haline dönüştürdüler. Bu süreçte Türkiye’de çok sayıda devlet adamı, âlim, gazi, sûfi ve sanatçı yetiştirdiler. Anadolu Selçukluları, XII. yüzyılın sonlarına doğru, Bizans'a karşı kazandıkları zaferlerden sonra başta Orta Anadolu olmak üzere başkent Konya'da siyasî ve askerî açıdan istikrarlı bir yönetim tesis ettiler.

XIII. yüz yıla gelince Anadolu çok önemli bir eğitim, bilim, kültür ve medeniyet merkezi haline geldi. Anadolu Selçukluları hâkim oldukları şehirleri, birer Müslüman Türk şehri hâline getirebilmek için Anadolu’yu medrese, câmi, dâruşşifâ, imâret, hamam, dergah ve kervansaraylarla donatmaya başladılar.

Medreseler orta ve yüksek öğretim düzeyinde eğitim yapardı. Anadolu Selçukluları döneminde Konya’da açılan başlıca medreseler şunlardır: Altun Aba Medresesi (İplikçi Medresesi), Lala Ruzbe Medresesi, Gühertas Medresesi (Molla-i Atik), Tacü’l-Vezir Medresesi, Seref Mesud Medresesi, Seyfiye Medresesi, Nizamiye Medresesi, Atabekiyye Medresesi, İnce Minareli Medrese, Pamukçular Medresesi, Sırçalı Medrese’yi (Muslihiyye Medresesi) ile Büyük Karatay ve Küçük Karatay Medreseleri. Karatay Medresesi bunlardan en önemli eğitim kurumlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

3. Karatay Medresesi’nin banisi Emir Celaleddin Karatay: Bir büyük devlet adamıydı.

Selçuklu Devleti’ne kırk yıl hizmet eden Vezir Celâleddin Karatay Anadolu Selçuklu Devleti’nin en önemli devlet adamlarından biridir. Selçuklu Devleti’nin değişik kademelerinde kırk yıldan fazla hizmet etmiştir. Doğum tarihi belli değildir. Etnik kökeni kesin olmamakla birlikte gayrimüslim bir ailenin çocuğu olduğu iddia edilmektedir. Nitekim Karatay Medresesi kitabesinde adı Celâleddin Karatay b. Abdullah olarak geçmektedir. İbn-i Bibi “Emir Celâleddin her ne kadar Rum asıllı bir köle ise de her türlü üstün sıfat ve güzelliklerle donanmıştı. Hâlim selim bir Müslüman olup bütün havas ve avâma, herkese (2) şefkat ve merhamet eyler, bilumum halka ikram ve ihsanda bulunurdu” demektedir.1 Emir Karatay gayrimüslim aile çocuklarının okuduğu ve İslamlaştırıldığı gulamhânede yetiştirilmiştir. Müslüman yapılan çocuklara İslâm isim vermek yaygın bir gelenekti. Celâleddin ismi ve Karatay ünvanı burada verilmiştir. Karatay Türkçe bir kelimedir. Kara güçlü demektir. Tay, denk, eş, yol arkadaşı anlamına gelen birleşik özel isimdir. Celâledin Karatay’ın iki erkek kardeşi vardır. Kemâleddin Turumtaş ve Seyfeddin Karasungur. Kardeşlerinin de Selçuklu Devletine önemli hizmetleri olmuştur.

Celâleddin Karatay, Alaaddin Keykubat devrinde saray hizmetlerinde kullanılmak üzere saraya alındı. On yedi yıl sultana hizmet etti. Saray terbiyesi gördü ve sultanın önemli faaliyetlerine tanıklık etti. Selçuklu Devleti’nde tâşddarlık görevi yaptı. Uluğ Sultan’la oyun oynayacak kadar yakın olmuştu. Sultan Keyhüsrev devrinde saray hizmetlerine devam etti ve hazine-i hassa memurluğunda bulundu. Saltanat naibi olarak görev yaptı. Gıyaseddin Keyhüsrev II, İzzeddin Keykavus ve Rükneddin Kılıçarslan’nın dört yıl müşterek hükümdarlık yapmalarını sağlayarak Selçuklu Devleti’nde taht kavgaların çıkmasını engelledi ve birleştirici bir rol oynadı. Üç sultana birden atabeylik yaptı. Bu sebeple kendisine Selçuklu Atabeği denildi. Adı fermanlarda “yeryüzünde Allah’ın velisi” olarak geçti. Karatay’a “hükümdar ve sultanların babası” unvanı verildi.2

Emir Celâleddin Karatay Selçuklu Devleti’nin en buhranlı devrinde devlet adamlığı yaptı. Baba İshak isyanı Anadolu’da iç savaşa yol açmış ve isyan sonunda Babaî Türkmenler tutuklanmıştı. Emir Karatay, genel af ilan ederek hapisteki Türkmenleri serbest bıraktı ve ülkede iç barışı sağlamaya çalıştı ve bu sebeple Türkmenler arasında çok itibarlı idi.

Celâleddin Karatay devlet adamı olduğu kadar aynı zamanda bir kültür adamıydı. Hace Nasirüddin Mahmud (Ahi Evren), Celâleddin Karatay’ın emri ile Sühreverdi el- Maktul’un Vasiyet adlı eserini Arapça’dan Farsça’ya tercüme etti. Bu tercümenin önsözünde Karatay için “Fakir mizaçlı, emin, din ve devletin yöneticisi Celâledin Karatay, bütün abdalların önderi, şeyhler şeyhi el- Maktul’un eserini Arap dilinden Fars diline nakletmemi emretti. Gerçi Arap dilinin her türlü ıstılahlarını o aziz’in (C. Karatay) bilgisi ve parlak düşüncesi dışında değildir. Fakat bu emri eserdeki derin manaların herkes tarafından bilinmesini arzu ettiklerindendir.”3

Eflâki’ye göre Emir Celâleddin Karatay “Veli yaratılışlı, temiz karakterli ve hayırları, sadakaları herkese ulaşmış bir adamdı. Mevlânâ onu çok ağırlar, daima lütuflarda bulunurdu.”4

Celâledin Karatay, devlet adına Moğollarla görüşmek üzere giderken 1254 yılının 28 Ramazanında Kayseri’de vefat etti. Türbesi Karatay Medresesi’ndedir. Büyük devlet adamı Emir Celâleddin Karatay bir yandan devlete hizmet ederken diğer yandan çok sayıda hayır kurumu yaptırdı. Antalya’da Dâru’s-süleha, Kayseri’de Karatay Kervansaray’ı ve Konya’da Karatay Medresesi en önemli hayır kurumlarındandır. 3

4. Karatay Medresesi: Anadolu Selçukluları’nın Vakıf Üniversitesi niteliğindeydi.

Karatay Medrese’sinin Yeri: Karatay Medresesi Konya Alaaddin Tepesi eteğinde, Sultan II. Kılıçarslan Köşkü’nün karşısında bulunur. Bugün medresenin çevresinde Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü, Karatay Üniversitesi Rektörlüğü ve Selçuklu Atatürk Anadolu Lisesi bulunmaktadır.

Medresesinin yapımı ve açılışı: Karatay Medresesi’nin kitabesine göre 649 H. 1251 M. yılında Sultan II. Keykavus IV. Kılıçaslan ve II. Keykubad kardeşler adına vezir Celâleddin Karatay bu medreseyi yaptırmıştır. Celâleddin Karatay medresesini tamamlayınca büyük bir toplantı yapılmasını emretti. Toplantıya Mevlânâ da katıldı.5 Buradan anlıyoruz ki medrese büyük bir merasimle açılmış ve açılışa çok sayıda âlim katılmıştır. Medresenin kitâbeleri bilinmesine rağmen bunlar içinde mimarının ismi yazılı değildir.

Medresenin Mimari Özellikleri: Medrese Selçuklular Devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutulmak üzere 'Kapalı Medrese' tipinde Sille taşından inşa edilmiştir. Tek katlıdır. Giriş doğudan gök ve beyaz mermerden yapılmış kapı ile sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu Devri taş işçiliğinin şaheser bir örneğidir. Yazı ve desenlerle süslenmiştir. Kapının üzerinde medresenin yapımı ile ilgili kitabeler yer almaktadır. Kapının diğer yüzeylerine seçme ayet ve hadisler kabartma olarak işlenmiştir. Kapıdan, evvelce kubbe ile örtülü (şimdi üzeri açık) bir avluya, buradan da bir kapı ile medreseye girilir. Medrese salonunun üzeri, merkezinde fener bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerindeki panoda ayetler yazılıdır. Binanın batı yönünde bulunan beşik tonozlu eyvanın kemerinde besmele ve Ayet-el Kürsi yer almaktadır. Kubbeye geçiş elemanı olan üçgenlerde ise Muhammed, İsa, Musa ve Davud peygamberlerin isimleri ile dört halifenin isimlerine yer verilmiştir. Eyvanın solundaki kubbeli hücre Celâleddin Karatay’ın türbesidir. Medrese duvarlarındaki mozaik çinilerin büyük bir kısmı dökülmüştür. Çinilerde kullanılan renkler, turkuvaz, lacivert ve siyahtır.

Medresenin Vakıfları: Türk devlet geleneğinde devlet, doğrudan eğitim faaliyetleri içinde yer almamıştır. Devlet adamları vakıflar kurmak suretiyle ve vakıflar aracılığıyla eğitim faaliyetlerin sürdürülmesine aracılık yapmıştır. Anadolu’da yaptırılan medreselerin tamamı vakıflar tarafından kurulmuş ve finanse edilmişlerdir. Vakıfların vakfiyelerinde medreselerin fizikî bakımı, onarımı, tefrîşi ve ısıtılması için gerekli harcamalar; kapıcı, bekçi, temizlikçi gibi bir takım medrese hizmetlilerinin ücretleri; buralarda hizmet veren ilim adamlarının maaşları, eğitim alan öğrencilerin yiyecek, içecek ve barınma giderleri yer alır. Hemen her medresenin, nasıl idâre olunacağı, eğitimin nasıl verileceği, ders verenlerin ve ders alanların seçiminde nelere dikkat edileceği; gelirlerin nerelerden sağlanıp nerelere, hangi ölçülere göre harcanacağı, nasıl denetleneceği gibi pek çok bilginin yer aldığı tüzük niteliğinde bir vakfiyesi bulunur6. Karatay Medresesi ile ilgili en önemli tarihi kaynak medresenin vakfiyeleridir. Karatay Medresesi’nin vakfiyeleri, medresenin yapılmasından sonra düzenlenip tescil edilmiştir. Karatay Medresesi ile ilgili iki ayrı Arapça vakfiye bulunmaktadır. Birincisi 1253 yılında olup, medresenin işleyişi (4) hakkındadır. İkinci vakfiye 1254 yılında esere akar sağlamak üzere vakfedilen yerlerle ilgilidir.

Medresenin Hocaları ve eğitim-öğretim: Karatay Medresesi’nde devrin önde gelen hocaları (müderris) Şemseddin Mardinî, Ahi Evsahuddin, Rüknedddin Mâzenderânî ve Sirâceddin Horus bu medresede ders vermiştir. Mevlana da bazen gelmiş medreseyi teftiş etmiştir.7 Müderrislerde aranan ortak şartlar aklî ve naklî ilimlerde mâhir olmaları, ders verme kabiliyetlerinin olması, ahlâken erdemli olmaları gerekiyordu. Bu bilgiler bize medreselerde okutulacak dersler hakkında bir ölçüde ipucu vermekte, akli ve nakli ilimlerin okutulduğu anlaşılmaktadır. Medrese denince aklımıza öncelikle üç ana unsur gelir. Bunlar fizikî mekânlar olarak binalar, bu binalarda eğitim-öğretim faaliyetlerini yürüten eğitimciler (müderrisler- muidler) ve eğitim-öğretimin muhatabı olan öğrenciler (tullab). Selçuklular’da yaygın eğitim kurumu medresedir. Medreselerde çoğu kez eğitim kadrosu olarak bir müderris ve bir mu’îdi (müderris yardımcısı) bulunurdu. Medresede sunulan eğitim ve öğretim tamamen karşılıksızdır. Yâni talebeden hiçbir ücret talep edilmez; aksine, kalacak yerleri olmayanlara barınma imkânı sağlanır, bunların yiyecek ve içecekleri medreselerin vakıfları tarafından karşılanır; hatta talebeye günlük bir miktar da harçlık verilir. Medresenin talebe kapasitesi standart değildir. Bulundukları şehirlerin gelişmişlik durumuna, medrese binasının büyüklüğüne-küçüklüğüne veya bünyesindeki talebe odalarının sayısına göre değişmektedir. Talebeler, medreseden gündüzlü veya yatılı olarak faydalanabiliyordu; yâni aileleri medresenin bulunduğu yerleşim yerinde oturmayanlar, talebe hücrelerinde ikâmet ederek öğrenim görmekte; aileleri aynı yerde oturanlar ise, gündüzleri eğitim-öğretime iştirak etmektedir. Karatay Medresesi’nde talebeler fakih ve mülazım adıyla iki kısma ayrılmaktadır. Vakıf ve medresenin kurallarına uyan öğrenciler maaşlı öğrenci olarak kabul edilmekte ve eğitim hizmeti almaktaydılar. Kurallara uymayan öğrencilerin ise maaşları kesilmekteydi.

Medresenin Bölümleri ve İşleyişi

• Talebe hücreleri: Merkezi avluya açılan dört kapının varlığı, yanlarında dörder hücrenin bulunduğu düşüncesini uyandırmaktadır. Aslında biri dolap yeri olmak üzere yanlarında üçer, doğusunda ise iki hücre vardır. Bu durumda on iki hücrenin bulunduğu sonucuna varılabilir. Talebe hücreleri günümüze kadar gelememiştir.

• Misafirhane: Medreselerin imaretleri mensuplarının yemeklerin pişirdiği gibi dışarıdan gelen ilim ve tasavvuf mensuplarını da misafir ederdi. Ayrıca medresenin aşhane ve yatakhanesi de vardı.

• Mescit: Medreselerde mescit inşası gelenektendi. Eflaki’nin rivayetine göre, Celâleddin Karatay, medresesine gidip Mevlana’nın arkasında namaz kılmıştı.

• Kütüphane: Bütün Selçuklu medreselerinde olduğu gibi Karatay Medresesi’nin de kütüphanesinin olduğu kabul ediliyor. Fakat kütüphane olarak ayrılan mekan hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Medrese’nin idari ve akademik yapılanması: Selçuklular Anadolu’da oluşturdukları medreselere kalabalık bir kadroya yer vermişlerdir. Bu eğitim kadrosundan ziyade idareci ve hizmetli kadrosunda gerçekleşmiştir. Nitekim bu medreselerde hep bir 5 müderris, bir ya da iki muid olmak üzere toplam iki veya üç eğitim personeli bulunurken; idarî ve hizmetli kadrosunda zaman zaman sekiz on civarında görevli bulunabilmekte idi.

• Mütevellî: Mütevellî genel anlamda vakfın yönetiminden sorumlu kişidir. Vakfiyelerdeki bilgiler de bu doğrultuda olup, mütevellîye genellikle vakfın idare işini yüklemektedir. Karatay Medresesi Vakfiyesinde de mütevellînin müderrisle birlikte vakıf gelirlerinin bir bölümünün öğrencilere verilmesi ile yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu yönü ile mütevellîler medrese personelinden ziyade vakfın işletmecisi gibi görülmektedir. Ancak mütevellîlerin vakfa ait medrese ile de yakından ilgilendiğini ve özellikle öğrencilerin ihtiyaçlarının temini konusunda önemli sorumluluklar üstlendiği görülmüştür. Mütevellînin bir başka görevi ise müderris hariç, medreseye alınacak diğer personelin tespitinde komisyon üyeliği yapmaktır. Özelikle burs verilecek öğrencilerin belirlenmesinde mütevellîler müderrislerle beraber ön plana çıkmaktadır. Hatta mütevellîlerin, muidlerin alımında bile etkili olduğu görülmektedir. Mütevellînin görevli olduğu bir başka konu ise medreselerde düzenlenen törenlerin organizesidir. Mütevellînin görevlerinden birisi de teftiştir. Buna göre mütevellî yılda bir defa kadının huzurunda müderris, fakih, öğrenciler ve önde gelen kişilere vakfiyeyi okumakla görevlendirilmiştir. Mütevellîler diğer personelden farklı bir ücret almıştır. Vakfiyelerde mütevellîlerin maaşı ile ilgili olarak net bir ifade kullanılmamış, daha ziyade bir orandan bahsedilmiştir.

• Kütüphane Görevlisi: Karatay Medresesinde görev yapan personelden birisi de “Hâzinü’l-Kütüb” adı verilen kütüphane görevlisidir. Selçuklular kurdukları medreselerde büyük ya da küçük mutlaka bir kütüphane oluşturmuşlardır. Ayrıca kütüphanede bulunan kitaplar belli bir ücret karşılığı ödünç olarak verilmiştir. Kütüphane görevlileri hem kitapları muhafaza etmek hem de kitapların ödünç verilmesinin güvenli bir şekilde gerçekleşmesini temin etmekle görevlidir.

• Ferraş: Medreselerde görevli bir başka personel ise ferraştır. Hemen bütün medrese vakfiyelerinde bahsedilen ferraş sadece medresenin döşenmesi, öğrenci yataklarının serilip toplanmasından sorumlu olmalıdır. Vakıf sergilerini yaymak, kaldırmak ve temizlemekle de görevlidirler. Genel anlamda ferraşlar bugünkü hizmetlilerin görevini üstlenmektedir. Karatay Medresesi Vakfiyesinde ferrâşın vâkıfın kardeşinin evladından olması istenmiştir. Ferraş müderrisin ¼’ü, muidin ise ½’ si kadar ücret alıyordu.

• Bevvab: Bevvablar medreselerde giriş çıkışları kontrol eden ve gece güvenliği sağlayan kapıcı ve bekçiler olarak algılanabilir. Özellikle yatılı öğrenciler için bevvab gereklidir. Karatay Medresesinde bevvab müderrisin ¼’ü kadar ücret alıyordu.

• Din Görevlileri: Medreseler sadece eğitim kurumu değildi. Aynı zamanda çevresinin ibadet ihtiyaçlarına da cevap veren kurumlardı. Medreselerin hemen tamamında birer mescit bulunurdu. Vakfiyelerde bu mescitlerde görevli olan imam, müezzin, duâhan ve salâhan gibi kişiler vardı. Bunlar aynı zamanda mübarek gün ve gecelerde düzenlenen törenlerde halka sıcak pide dağıtmakla vazifeliydi.

• Diğer Görevliler: Bunların en önemlisi aşçılardır. Özellikle yatılı olan öğrencilerin yemeklerini hazırlamakla görevli olan aşçıların da maaşları bazı vakfiyelerde belirtilmiştir. Aşçılardan başka, medresenin gelir gider hesaplarını yapan ve bir nevî mütevellînin yardımcısı olan müşriflerler vardı. Müşrifler aynı zamanda teşrifat işleriyle ilgilenirlerdi. Ayrıca medresenin tamirini yapan ustalar, vakfın türbesinin bakımını üstlenen türbedarlar gibi medrese içinde daha pek çok görevli bulunmakta (6) idi. Ayrıca hububat gelirlerini toplama işi ile görevli câbiler vardı.8 Karatay Medresesinde iki hâfız ile birlikte çeşme ve tuvaletlerin temizliğinden sorumlu görevlilerin adı geçmektedir.

5. Osmanlılar Devrinde Karatay Medresesi’nin durumu

Selçuklular devrinde kurulan Karatay Medresesi Beylikler ve Osmanlılar devrinde de eğitime devam etti. Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezit, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murat zamanında medrese vakfiyeleri teftiş edilmiş, gelir giderleri kontrol edilmiş ve medresenin ihtiyaçları karşılanmıştır. Ancak III. Murat devrinden itibaren medresenin bazı bölümleri zayi olmaya başlamıştır.9 Karatay Medresesi’nin XVI yüz yıla ait vakıf kayıtlarından bu dönemde eğitime devam ettiği anlaşılmaktadır. Hatta medrese XVII. yüz yılda Konya müftülerinin müderrislik yaptığı gözde eğitim kurumlarından biridir.10 1762’de Mevlana Seyyid Ahmet Müderris, Ahmet Efendi de muid olarak görev yapmaktadır. 1764’de iki müderris vazife yapmaktaydı. Ebu Said Mehmet el- Hâdimî bu dönemlerde yetişmiştir. 1882-1883 yıllarında yirmi beş talebeye akâid, tasdikat ve meâni dersleri okutulmuştur. 1894’de ise mütevelli kaydı mevcuttur.

XX. yüzyılın başlarına gelindiğinde Karatay Medresesi eski ihtişamını kaybetmiştir. Vakıflarının geliri azalmış, bakım ve onarımı yapılamamıştır. O devirdeki seyyah ve tanıkların tamamı medresenin harap olmaya başladığını ve kullanılamaz hale geldiğini yazmıştır.11

Buna rağmen medresede kısıtlı imkanlarla da olsa eğitim faaliyetlerine devam edilmiştir. 1901-1903 yılları arasında Salih Efendi on dokuz talebeye ders vermiştir. 1906’da Tavaslı Ali Efendi müderrisliğe getirilmiştir. 1908’lerde Ahmet Rüşdi Efendi ile Veled Çelebi son müderrislerdir. Hatta Veled Çelebi (1910) medreseye postnişin olarak tayin edilmiş ve bu arada müderrislik de yaparak Farsça dersleri vermiştir.

Seyit Hafız Ahmet Efendi, Seyit Hafız Mehmet Efendi, Ali Vehbi Efendi ile Hafız Ali Efendi son dönem muidleri olarak kayda geçmiştir. Medrese 1910 yılında faal ve öğrencileri mevcuttur. 1914 yılı değişikliklerine kadar eğitime açık kalmış ve 1914 yılında on yedi talebe öğrenime devam etmiştir.12 Sonra bina kullanılamaz olmuştur.

Halil Edhem bir yazısında “Konya’nın en güzel ve üslupça en muteber asarından biri de Karatay Medresesidir. Şimdi bir medhal cephesi ile bir de kubbesi kalmıştır. Kubbede ne bir kurşun ne de kiremit vardır, yalnız kırmızı harç ile sıvanmıştır”. 1922 yılında Babalık Gazetesinde çıkan bir habere göre “Karatay Medresesi’nin kubbesi akmakta ve çökmüş olan çatı hemen hemen yıkılmak üzere bulunmaktadır”. 1923’de eski talebe odaları yıkılmış yerlerine kerpiçten hücreler yapılmıştır. 13 Karatay Medresesi 1955 yılında 'Çini Eserler Müzesi' olarak ziyarete açılmıştır. 7

6. Sonuç

Selçuklular gerçek bir medeniyet olarak eğitim-öğretime büyük önem vermiştir. 1251 yılında Celâleddin Karatay adına kurulan Karatay Medresesi kesintisiz 1914’e kadar altı yüz atmış üç (663) sene eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam etmiştir. Ortaçağda kurulan Medrese XX. yüzyılın ilk çeyreğinde kısıtlı imkânlarla bile olsa Türkiye’ye, Türk- İslam medeniyetine hizmet eden en köklü eğitim kurumumuzdur. Bir başka deyimle Medrese Selçuklular zamanında bir vakıf üniversitesi olarak görev yapmıştır. Bu seçkin eserin adını yeniden diriltmek ve ölümsüz hizmetleri sürdürmek adını Karatay Medresesi ve Konya Ticaret Odası’ndan alan ve bir T.C. Vakıf üniversitesi olan KTO Karatay Üniversitesi’nin görevi olacaktır.

Bu amaçla Karatay Medresesi’nin Karatay Üniversitesi’ne devri aslında eğitim-öğretim asli görevinin görev sahibine devri ve tarihimizle yeniden bir bağ kurmak anlamındadır. Bu durumda Karatay Üniversitesi’nin kuruluş tarihinin 1251 olarak kabul edilmesi de oldukça manidar olacak ve Anadolu Selçukluları’nın eserlerinin devamlılığı sağlanarak bir vefa örneği gösterilecektir. Bu makale’nin buna hizmet etmesi de amaçlanmıştır.

Önemli Not: Yazarlarının ve KTO Karatay Üniversitesi’nin adı kullanılmak kaydıyla bu makale’nin bir kısmı veya tamamı serbestçe kullanılabilir. Alıntılarda aşağıdaki şekilde referans gösterilebilir. Bu Yazı Konya Ticaret Odası İpekyolu Dergisi Mayıs Sayısında da yayınlanmıştır.

Biçer B, Bayram M (2010). Karatay Medresesi’nden Karatay Üniversitesine. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Kültür Yayınları.

KTO Karatay Üniversitesi 2010, Konya http://www.karatay.edu.tr

Dipnotlar:

1 İbn-i Bibi, Selçuknâme, (Haz. Mükremin Halil Yinanç), İstanbul 2007, s. 200, Diğer kaynaklarda gayrimüslim olduğu tezini teyit etmektedir. Gregory Abu’l- Faraç, Abu’l- Faraç Tarihi, (Çev. Ö. R. Doğrul), c. II, İstanbul 1999, s. 549, Claude Cahen, Anadolu’da Türkler, (Çev Y. Moran),İstanbul 1984, s. 266.

2 Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 2004, s. 484, 488.

3 Süleymaniye Kütüphanesi, no. 5426 yp. 230.

4 Ahmet Eflâki, Ariflerin Menkıbeleri, (Çev. T. Yazıcı ),c. I, İstanbul 1995, s. 407.

5 Ahmet Eflâki, a. e. , s.295.

6 Osman Turan, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri III, Celâleddin Karatay Vakıfları ve Vakfiyeleri” Belleten, C. 12, S. 45, s. 37, İzzet Sak, Konya Vakfiyeleri, Konya 2005, 179, 180.

7 Ahmet Eflâki, a. e. , s. 74

8 Osman Turan, “Selçuklu Devri Vakfiyeleri, 141, 148.

9 İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, Konya 1997, s. 856, 857.

10 Zeki Atçeken, Konya’daki Selçuklu Yapılarının Osmanlı Devrinde Bakımı ve Kullanılması, Ankara 1998, s. 222-228)

11 Mimar Kemâleddin, “Konya’da Alaaddin Sarayı Asârı Bâkiyesi- Karatay Medresesi”, Yeni Mecmua, c. 1, S. 2, İstanbul 1917, s. 29- 31.

12 Caner Arabacı, 1900- 1924 Yılları Arası Konya Medreseleri, Konya, 1997, s. 175

13 Yaşar Erdemir, Karatay Medresesi, Konya 2009, s. 36.